Press "Enter" to skip to content

Az gittik uz gittik, dere tepe duz gittik.

admin 0

12 Aralik aksam 19.15’te baslayan trekkingimiz Grande Pain isimli kamp yerinden hafif hafif yukselerek devam ediyordu, yol uzerindeki ilk “Mirador” umuza yani manzara gozlem yerimize geldigimizde gorduklerimiz muhtesemdi. Golde kendi kendine yuzen buzul parcalari, degisik sesli kuslar, siddetli ruzgar ve karli daglar arasindayiz.
Tirmanis boyunca enerji versin diye Puerta Natales’te marketten aldigimiz cikolata, helva v.s. seyleri lupletiyoruz.
Etramizda sonradan isminin Notros oldugunu ogrendigimiz kirmizi garip cicekler, orkideler, calafatelar,tavsanlar, korna sesi gibi ses cikardigi icin korna kusu dedigim kuslar arasinda hedefimiz 11 km otedeki Refuge Grey isimli kamp yeri.
Burasi buzul tirmanisi yapan dagcilar icin bir kamp oldugu gibi diger gezginlerin de gunubirlik gidebilecegi ya da cadir kurup kalabilecegi cok guzel bir yer.
Insanlarin yaptigi genel “W” rotasi yerine uydurdugumuz “V” rotasindayiz ve yolun basindaki tabelalarda 11 km icin 3.5 saat surer yazdigindan dolayi rahat bir sekilde yol almaktayiz. Yuruyuse saat 19.15’te baslamamiza ragmen havanin 23.00 civarlarinda kararacak olmasi bize yeterli gelmisti. Ipek her ne kadar doga ile hasir nesir olmayan biri olsa da su an zimba gibi gorunuyordu.

Ilk iki saat boyunca tempomuz iyiydi ancak yolun ortasina geldigimizde ruzgar siddetini arttirdi ve epey soguk esmeye basladi. Yuruyusun basindaki gibi rahat egimler yerlerini daha dik inis ve cikislara birakmisti.4 saat gecmesine ragmen uzerimdeki GPS cihazina gore 3 kilometremiz daha vardi ancak artik hava karardi ve bulundugumuz bolgede ucurumlarin yanindan inmemiz, cikmamiz gerekiyordu. Birde bunun uzerine cantalarimizin agirliklari eklenince kaplumbagaya donduk.

Karanlik ormanda ilerlerken hic seyretmedigim Blair Cadisi isimli film aklima geldi. Ormanin icinden garip hisirtilar ve hareketler geliyordu 🙂 E bilmedigimiz bir cografyanin icinde olmamizdan dolayi uzerimize nasil bir mahlukatin atlayacagini bilmiyorduk. Kampa 2 km kala artik yanimizdaki bir kisim esyayi cantayla bir kenarda birakip kampa varinca geri donup almaya karar verdim. GPS ile koordinati kayit edip yola devam ettik. Onumuzde bulundugumuz yerden 250 metre irtifa kaybederek son inisler gorunuyordu daha dogrusu karanlik orman sayesinde gorunmuyordu ve kafa feneri ile yurumeye baslamistik. Ipek’in hafif hafif soylendigini duyuyordum 🙂 kesin beni dovecek diye dusunuyordum.

Vee mutlu son, ciktiktan 6.5 saat sonra yaklasik 01.45’te Refuge Grey kampina yigildik. Hemen cadiri kurup cantamdaki bu yaz ki taa Karadeniz – Macahel gezimden kalan domates corbasini yaptim, ustune diger yemeklerdende biraz somurdukten sonra tekrar cantayi biraktigimiz yere dogru yola cikmaya karar verdim. Yuh manyak dediginizi duyar gibiyim ama o biraktiklarimiz arasinda diger bazi yemeklerimizde varmis o yuzden Ipek’i cadirda biraktiktan sonra yola ciktim. Yuksuz oldugum icin 1 saatte 2 saatlik yere gidip dondum. Yoldayken yalniz yurudugum icin aklim sira olasi ustume atlayacak mahlukatlar icin bir iki buyukce tas parcasini elime aldim.:) ve sonucta kazasiz belasiz kampa geri dondum. Ben yoldayken Ipekte ya bu adam geri donmezse nasil yardim isterim diye Ispanyolca cumleler ogrenmeye, dusunmeye calismis.

Gecenin sonunda uyku tulumuma girdigimde ayaklarimi Yuzuklerin Efendisi filmindeki Hobbitler gibi hissediyordum, oyle bir zonkluyorlardi ki sanki 5 kat sismis gibiydiler.

Sabah oldugunda yanimiza aldigimiz domates, meyva, peynir ile birlikte sicak iceceklerimizi de yaparak kahvaltimizi tamamladiktan sonra biraz cevre gezisi yaparak, buzul fotograflarini cekerek donusumuze basladik.
Bu seferki hedef Italyan Kampi isimli bolgeydi ve bunun icin geldigimiz yolu oncelikle geri donmemiz gerekiyordu. Simdi gunduz oldugu icin ve riskli bolgeleri gunduz gozuyle once gececegimiz icin rahattik. Yol boyu ziplayan ceylanlar misali bazi utanmaz arlanmaz trekkingciler yanimizdan “Hola” diyerek geciyorlardi, bizde en sirin bakisimizi takinarak Hola diyorduk onlara. Millet gunubirlik yuruyuse gelmis, sirtlarinda avucum kadar cantayla kosuyorlardi. Bizde bu ruh halinde tosbaga misali ilerlerken Ipek gezinin lafini etti; Az gittik uz gittik, dere tepe duz gittik, birde donduk baktik ki arkamiza bir calafate boyu yol almisiz.

Kocaman milli parkta sadece 35-40 km yuruduk ama buralara gercekten 8-10 gun kadar ayrilirsa ancak o zaman daha az yorucu ve daha cok doyurucu bir dag gezisi olur.

6 saat kadar bir sure sonunda tekrar Grande Pain kampina vardiktan sonra Italyan kampina gitme fikrimizi degistirerek bu gece burada kalmaya ve yarin az yukle bu yuruyusu yapmaya karar verdik.
Hemen cadiri kurduk ve makarna pisirmeye basladim, bunun yanina birde sicak corba uff pek guzel gitti.

Cadir komsularimiz Sili’li bir ciftti, sohbet sirasinda yolda karsilastigimiz yon tabelalarinin uydurma oldugu konusunda hem fikir olduk, onlarda bu konuda bayginlik gecirmis. Yazili mesafeler ancak yuksuz bir durumda hizlica olunursa yapilabilir.
Sohbetin sonunda karnimiz tok, sirtimiz pek bir sekilde cadirimiza cekildik.
Sabah kalktigimizda kalan erzagimizla kahvalti yapip diger tarafa dogru cadirimizi ve buyuk cantalarimizi birakarak yuruyuse basladik. Bu sefer yol diger rotaya gore nispeten daha duz sayilabilecek inis ve cikislara sahipti, yine yolda bir suru guzel cicek ve cicek kokulariyla karsilastik derken burnumuza portakal agaci kokusu da geldi. Tam portakal agaci nerededir diye aramaya basladik ki koseyi donunce kokunun kaynagini dere uzerindeki ahsap koprunun uzerinde otururken suc ustu bulduk.Yaslica bir hanim huzurlu huzurlu etrafini seyrediyor ve portakalini yiyordu. Kendisi Ingilizmis, esprimizi konusurken o da buralarda ilk defa Turklerle karsilastigini soyledi. Bu lafi gezi boyunca bir cok yerde cokca duymaya devam ettik.

Bu sefer dunku yagmur, soguk ve ruzgarin tersine kizgin gunes bizi omlete cevirmekle mesguldu. Buralardaki ozon tabakasinin delik olmasindan midir bilemiyorum kafam iyice yanmis hatta soyulmaya bile baslamisti.
Yuruyusun bu taraflarindaki manzaralarda fotograflarimizi cekip geri donmeye basladik. Aa fotograflar nerede derseniz ne yazik ki benim donmemi beklemeniz lazim cunku dia cektiklerimin banyo olmasi, digital olanlarinda cozunurluklerinin makul boyutlara inmesi lazim.

Aksam uzeri 18.30’da geri donus icin katamaran’a binecektik bu sebeple hizlica son atistirmalarimizi yapip cadiri ve esyalarimizi toplayip iskeleye gittik. Katamaran’a bindigimizde etrafimizdaki herkesin yuzunde tatli bir tebessum vardi. Teknede ikram edilen sicak cikolatalarimizi icerken son kez gittigimiz, gezdigimiz ve gordugumuz daglari seyrediyor, vedalasiyorduk.

Aksam 23.00 civarlarinda Puerto Natales’e vardik. Onceki gun otobus biletini aldigimiz yerdeki kizin sahip oldugu hostele gittigimizde buranin dolu oldugunu orada kalan turistlerden ogrendik bunun uzerine karsisindaki Geminis isimli hostelde yer bulduk ve yarin ki El Calafate isimli sehire dogru olacak yolculugumuz icin uykuya cekildik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir